Ödevlerden sorumluluk sahibi çocuklara giden yollar...
Taşlıdır... hem de çok!
Ödevler söz konusu olduğunda eğitimcilerden hep duyduğum - inanın bana bu konuda eğitimcilerle çok konuştum - ödevin çocukların sorumluluk alabilme kabiliyetlerini geliştirmesiyle ilgili olduğudur. Bunun yanı sıra ödevler aracılığıyla öğrenilen konular hakkında egzersiz yaptırıldığına da değinilir. Bunların hepsini anlıyorum. Ama bir de bu pedagoji teorilerinin oluşturulduğu, tartışıldığı ve geliştirildiği ortamlara bakmak lazım. Ev ödevlerinin teorik tartışmaları ve pratikteki uygulamaları acaba hangi şartlarda denenmektedir.
Avrupa ülkelerinin çoğunda ilkokul günlük ders yoğunluğu 4 ya da 5 saat dersle sınırlıdır ve öğlen 12-13 civarında okul günü sona erer. Fransa ve İspanya'da daha uzun bir okul günü söz konusudur ama bunun yanı sıra Fransa'da okul haftası sadece 4,5 günden oluşmaktadır, İspanya'da da okul günü diğerlerine göre daha geç başlayıp 14'te sona ermektedir. Bunun dışında özellikle ilkokul çağındaki çocuklar Avrupa ülkelerinin çoğunluğunda evlerinin yakınındaki devlet okullarına gitmekteler. Bu da sabah kalkma saatleri ve öğleden sonraları evde yatana kadar geçen saatleri önemli ölçüde etkilemekte. Elbette ebevynleri çalışan çocuklar için öğleden sonraları etüd saatleri de pek çok ülkede mevcut. Buralarda ödevlerin yanı sıra çocuklar oynama, sosyalleşme veya bir hobi ile ilgilenme fırsatını buluyorlar. İşte eğitimcilerimizin bahsettiği ödevle ilgili pedagojik teoriler bu şartlarda geliştirilmiş ve denenmiş.
Bir de bizdeki şartlara bakalım: Bizde derken büyük şehirlerde, çocukların gerek özel okullara, gerekse iyi olduğu düşünülen devlet okullarına şehrin bir çok farklı mahallesinden servislerle uzun yollar ve trafik katederek geldiği şartlardan bahsediyorum. Okul saatlerinin yarı zamanlı iş imkanının az, çalışma saatlerinin pek çok Avrupa ülkesine göre oldukça yoğun olduğu gerçeklerine göre kurgulandığı bir ortamdan bahsediyorum. Bu şartlarda büyük şehirlerimizde, hiç olmazsa İstanbul'da 15'ten önce okuldan çıkan öğrencinin az olduğunu düşünüyorum.
İlkokul döneminde, yani 6-10 yaş arasında, günde 7-9 saat ders yapan ve bizim oğlanlarınkinde olduğu gibi okulla ev arası da uzaksa günün 10 saate yakınını ev dışında geçiren çocuklardan bahsediyoruz burada. Bu çocuklar 16:30-17:30 arası eve geldiklerinde fazlasıyla yorgun oluyorlar. Samimi bir kucağa, kardeşlerine, oyuncaklarına, odalarına kavuşmaya ihtiyaçları oluyor. Sabah 6.15-6.30 civarında kalkabilmeleri için de akşam en geç 20:00-20:30 da yatmaları gerektiğini düşünürsek, bu çocukların yuvalarında aileleriyle geçirecekleri vakit 2,5-3 saat kadar. Bu zaman içerisinde, yemek mi yiyecek, banyo mu yapacak, oyuncaklarına, kardeşlerine mi doyacak, tavana bakıp çocukça hayallerine mi dalacak yoksa ödev mi yapacak? Sizin bir yetişkin olarak 8-9 saatlik bir iş gününden sonra eve geldiğinizde önünüze halledilmesi gereken bir dosya daha koyduklarını düşünün! Biliyorum bunu yapan işverenler var, ya da telefonla her an ulaşılır olması gereken çalışanlar da var. Peki çocuklarımız için istediğimiz şartlar bunlar mı?
Bakın; beklentileri, canının ne istediği, ödev havasında mı değil mi vs. demiyorum: ihtiyaçları diyorum. Çocukluk sorumluluk kadar kendi ihtiyaçlarının, çalışma ve dinlenme döngülerinin de öğrenildiği bir dönemdir. 6-10 yaş arası çocuklara reva gördüğümüz dinlenme süresi serviste boynu bükülmüş bir şekilde uyurken geçirdiği süre midir? Çocuk kendi ihtiyaçlarının bilincine varmalıdır ki bunların yerine gelmesini talep edebilsin, şartlar altında ezilmesin. Biz yetişkinlerin sorumluluğu da çocuklara bu konuda örnek olmak ve de onların ihtiyaçlarını yok saymamaktır.
Başta bahsettiğimiz pedagoji teorilerine dönersek... Ödevlerin, yani çocuğun verilen bir görevi yerine getirebilme yetisini geliştirmesinin, belli bir süre içinde çalışabilmesinin, verilen problemlere kendi çözümlerini üretebilmesinin, yardımı nerede arayabileceğini öğrenmesinin... bunların hepsinin pedagojik olarak gerekli ve çocuğun gelişimi için faydalı amaçlar olduğunu canı gönülden kabul ediyorum.
Ama o güzel ülkelerin o güzel üniversitelerinden çıkmış teorileri uygularken biraz da şartları göz önünde bulundurmak ve çocukların psikolojik, fizyolojik ve sosyal ihtiyaçlarını hesaba katmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çocuğun akşam 18-19'dan sonra yapacağı 8er, 8er sayma içerikli bir ödevle ne sorumluluk duygusuna bir katkı sağlanabilecektir, ne de bu ödev yorgunluktan gözlerinin altında karanlık halkalar oluşmuş çocuk için gerçek bir egzersiz olacaktır.
İlkokul döneminde, yani 6-10 yaş arasında, günde 7-9 saat ders yapan ve bizim oğlanlarınkinde olduğu gibi okulla ev arası da uzaksa günün 10 saate yakınını ev dışında geçiren çocuklardan bahsediyoruz burada. Bu çocuklar 16:30-17:30 arası eve geldiklerinde fazlasıyla yorgun oluyorlar. Samimi bir kucağa, kardeşlerine, oyuncaklarına, odalarına kavuşmaya ihtiyaçları oluyor. Sabah 6.15-6.30 civarında kalkabilmeleri için de akşam en geç 20:00-20:30 da yatmaları gerektiğini düşünürsek, bu çocukların yuvalarında aileleriyle geçirecekleri vakit 2,5-3 saat kadar. Bu zaman içerisinde, yemek mi yiyecek, banyo mu yapacak, oyuncaklarına, kardeşlerine mi doyacak, tavana bakıp çocukça hayallerine mi dalacak yoksa ödev mi yapacak? Sizin bir yetişkin olarak 8-9 saatlik bir iş gününden sonra eve geldiğinizde önünüze halledilmesi gereken bir dosya daha koyduklarını düşünün! Biliyorum bunu yapan işverenler var, ya da telefonla her an ulaşılır olması gereken çalışanlar da var. Peki çocuklarımız için istediğimiz şartlar bunlar mı?
Bakın; beklentileri, canının ne istediği, ödev havasında mı değil mi vs. demiyorum: ihtiyaçları diyorum. Çocukluk sorumluluk kadar kendi ihtiyaçlarının, çalışma ve dinlenme döngülerinin de öğrenildiği bir dönemdir. 6-10 yaş arası çocuklara reva gördüğümüz dinlenme süresi serviste boynu bükülmüş bir şekilde uyurken geçirdiği süre midir? Çocuk kendi ihtiyaçlarının bilincine varmalıdır ki bunların yerine gelmesini talep edebilsin, şartlar altında ezilmesin. Biz yetişkinlerin sorumluluğu da çocuklara bu konuda örnek olmak ve de onların ihtiyaçlarını yok saymamaktır.
Başta bahsettiğimiz pedagoji teorilerine dönersek... Ödevlerin, yani çocuğun verilen bir görevi yerine getirebilme yetisini geliştirmesinin, belli bir süre içinde çalışabilmesinin, verilen problemlere kendi çözümlerini üretebilmesinin, yardımı nerede arayabileceğini öğrenmesinin... bunların hepsinin pedagojik olarak gerekli ve çocuğun gelişimi için faydalı amaçlar olduğunu canı gönülden kabul ediyorum.
Ama o güzel ülkelerin o güzel üniversitelerinden çıkmış teorileri uygularken biraz da şartları göz önünde bulundurmak ve çocukların psikolojik, fizyolojik ve sosyal ihtiyaçlarını hesaba katmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çocuğun akşam 18-19'dan sonra yapacağı 8er, 8er sayma içerikli bir ödevle ne sorumluluk duygusuna bir katkı sağlanabilecektir, ne de bu ödev yorgunluktan gözlerinin altında karanlık halkalar oluşmuş çocuk için gerçek bir egzersiz olacaktır.


Yorumlar
Yorum Gönder